2012 Feminist Gece Yürüyüşü

2012 yılı özeti

Pankart sözü
Aile değil kadınız, feminist isyandayız
Güzergâh
Galatasaray - Taksim
Buluşma noktası
Galatasaray, 19.30

2012: Aile değil kadınız, feminist isyandayız

Call to Action made by: İstanbul Feminist Kolektif

İmza: İstanbul Feminist Kolektif

2012 yılında Feminist Gece Yürüyüşü hazırlık toplantıları, halihazırda İstanbul Feminist Kolektif’te (İFK) bir araya gelen feministler tarafından başlatıldı. Yazışmalar yine cinayetlereisyandayiz@googlegroups.com grubunda yapılıyordu. Yürüyüş için yapılan çağrıda, erkek şiddeti, kadın cinayetleri, karşılıksız emek, takip edilen davalar gibi feminist hareketin gündemindeki konulara değinildi ve patriyarkaya, cinsiyetçi, homofobik, militarist politikalara karşı örgütlü feminist mücadele vurgulandı. Çağrı metni, “Kadınlara Çağrı” diye başlıyordu.

Yürüyüş için yapılan çağrıda, erkek şiddeti, kadın cinayetleri, karşılıksız emek, takip edilen davalar gibi feminist hareketin gündemindeki konulara değinildi ve patriyarkaya, cinsiyetçi, homofobik, militarist politikalara karşı örgütlü feminist mücadele vurgulandı. Çağrı metni, “Kadınlara Çağrı” diye başlıyordu.

Yürüyüşün ana teması belirlenirken 2012 yılında 6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi, Kadın Bakanlığı’nın isminin Aile Bakanlığı olarak değiştirilmesi, şiddet ile aile politikaları arasında kurulan bağ gibi gündemler nedeniyle “aile” odağa alındı ve ana pankart sözü “Aile değil kadınız, feminist isyandayız” olarak belirlendi.

Geçmiş senelerde yürüyüşte yaşanan tartışmalar göz önünde bulundurularak, sene içerisinde bu konuda fazla temas sağlanmamış olsa da, yürüyüş hazırlık toplantıları öncesinde bir araya gelindi. Lambda, LuBUnya, Voltrans, İllet, Amargi, Sosyalist Feminist Kolektif ve Mor Çatı’dan kişilerin katılımıyla Şubat sonunda yapılan toplantılar verimli geçti ve olumlu adımlar atıldı. Ardından yapılan ilk Feminist Gece Yürüyüşü toplantısında, yürüyüş görevlilerinin natrans erkekleri çıkarmak için yaptıkları uyarılar konusunda temkinli olması konuşuldu. Öncekilere benzer döviz tartışma veya eleştirilerinin yürüyüş esnasında yapılmaması vurgulandı. Transların ve trans erkeklerin yürüyüşe dahil edilmesi toplantıların temel gündemlerinden biri oldu.

Bu sene, bir grup feminist sanatçı, yürüyüşün görsellerinin üretilmesinde aktif yer aldı. Yürüyüşün çağrı görselini hazırlamanın yanı sıra stencil kalıpları hazırlama atölyesi yaptılar ve böylece yürüyüş için ilk defa stencil üretilerek Beyoğlu’ndaki duvarlara uygulandı.

19.30’da Galatasaray’dan başlayan yürüyüş Taksim meydanına kadar sürdü. Yürüyüşte hazırlık toplantılarında yapılan yumruklu-yumruksuz feminalı mor bayraklar taşındı. 2012 yürüyüşünde LGBTİ+ dövizlerinin sayısı ve görünürlüğü arttı. Lazca dövizler de taşındı. 2011 ve 2012 dövizlerin tartışma konusu olmasının yanı sıra aynı zamanda dövizlerin çeşitlendiği yıllar oldu. Bu yıllardan itibaren yürüyüşte taşınan çeşitli dövizler ve bu dövizlerin fotoğrafları yürüyüşün karakteristik bir özelliği haline geldi. Yürüyüşe binden fazla kişi katıldı.

Yürüyüşte okunan basın açıklamasında aile odaklı politikalar gündeme getirilerek kadınları birey olarak almayan ve aileye mahkum eden anlayışın kabul edilmediği vurgulandı. Heteroseksist aile biçimi sürdükçe erkek şiddetinin süreceğinin altı çizildi ve eşitliği kabul etmeyip heteroseksizmi güçlendiren aile politikalarının her gün 3 gün kadının öldürülmesine ve trans cinayetlerinin artarak devam etmesine neden olacağı belirtildi.

Yürüyüş boyunca Direnişin Ritimleri çaldı ve sonraki yıllarda feminist yürüyüşlerde gelenekselleşecek Bandsista şarkıları bu yürüyüşte ilk kez söylendi. Yürüyüş sonrası Ritim Kolektif’in sahne alacağı Taksim Belediye Sarayı’nda feminist hareketin 30. yılı vesilesiyle kutlama düzenlendi. Hareketin farklı kuşaklarını bir araya getirmenin hedeflendiği bu etkinliğin davetiyesi, 1990 “438’e Hayır” kampanyasında kullanılan “İffetsiz Kadın Vesikası” örnek alınarak “8 Mart yemeği vesikası” adıyla hazırlandı.

Yürüyüş esnasında alanda tartışma yaşanmamış olsa da sonrasında dövizler üzerinden feminist@yahoogroups.com tartışmalar yapıldı. En çok tartışılan döviz sözü “Feministim, fahişeyim” oldu. Tartışmalar döviz sloganı üzerinden, fuhuş, seks işçiliği, transfeminizm konularıyla sürdürüldü. Amargi’de bu konuda yazılar yayınlandı. Dövizler bağlamında yapılan tartışmalarda kendi durduğu yeri sorgulayan İFK, yürüyüşü takip eden haftalarda transfeminizm konulu bir dizi iç toplantı yaptı.

Podcast

Tüm yılların özetleri

2012

Çağrı

2012 Yılı Toplantı Çağrısı 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nün Onuncusunu birlikte örgütlemek için 29 Şubat Çarsamba 19.00’da SFK’de toplanıyoruz İstanbul’da 8 Mart gece yürüyüşlerinin ilkini 2003 yılında gerçekleştirmiştik. İlk gece yürüyüşünün teması savaş ve işgaldi. “Savaşı çıkaran, savaş kararı alanların hepsi erkek, tesadüf mü!” dedik 8 Mart 2003 gece yürüyüşünde. Taksim Meydanı’ndan Mis Sokak’a yürümüştük. 2003 yılında çağrıyı kadınlara yapmış ve çağrıyı yapanların feministler olduğunu vurgulamamıştık. 2004 yılında ise feministler imzasıyla yine aynı yerde yaptığımız yürüyüşümüzün teması “kadın cinayetleri”, pankartımız ise “erkek vuruyor devlet koruyor, mezar değil sığınak istiyoruz”du. 2005 yılında yürüyüşümüzü Galatasaray’dan Taksim’e doğru yaparken “erkek düzenine itaat etmiyoruz” pankartını taşımıştık. 2006 yılında “feminist başkaldırı”, 2007 yılında ise “patriyarkaya karşı feminist mücadele" pankartıyla yürümüştük. 2008 ve 2009’da yürüyüşün en önünde “militarizme, kapitalizme, milliyetçiliğe, patriyarkaya karşı feminist mücadele” pankartımız vardı. 2010 yılında "erkek egemen düzene karşı feminist mücadele, feminist dayanışma", 2011 yılında “feminist isyan” dedik. 2003 yılında 100 kadar kadındık. 2011 yılında ise İstiklal Caddesi’nde binlerce kadın “kadın cinayetlerine isyandayız” diye haykırdık. Türkiye'de feminist hareketin 30. yılını geride bıraktığımız 2012 yılında 8 Mart Gece Yürüyüşü’müzün daha coşkulu ve kalabalık olacağını umuyoruz. 2011 yılını maalesef yine taciz, tecavüz, kadın cinayetleriyle geçirdik. Kadın değil aile söylemleri aldı başını yürüdü. Ev içi karşılıksız emeğimizin hala adı yok! 2011 yılı yine feminist mücadele ile geçti. Sesimizi duyurduk. Hayatımızı değiştirme yolunda adımlar attık. 2012 8 Mart’ında söyleyecek çok sözümüz var. Bu yıl Galatasaray’dan Taksim’e doğru gerçekleştireceğimiz Feminist Gece Yürüyüşü’nü örgütlemek üzere 29 Şubat Çarşamba buluşuyoruz. Sevgiyle İstanbul Feminist Kolektif Maili yollayan: Filiz Karakuş Kaynak: cinayetlereisyandayiz@googlegroups.com, feministler@yahoogroups.com

2012 Yılı Yürüyüş Çağrısı Kadınlara çağrı, 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü için 19.30’da Galatasaray’da buluşuyoruz. Erkek egemenliğine karşı mücadelemize inatla devam ediyoruz Geçen 8 Mart’tan bu yana, erkek şiddeti katlanarak arttı ve ev içindeki karşılıksız emeğimiz bir parça eksilmedi. Yargı tecavüzlerde rıza, cinayetlerde haksız tahrik aramaya, devlet kadını değil aileyi korumaya devam etti. Biz feminist kadınlar ise patriyarkaya, cinsiyetçi, homofobik, militarist politikalara örgütlü feminist mücadelemiz ile isyan ediyoruz. 8 Mart’ta sesimizi hep beraber yükseltmek, isyanımızı dillendirmek için tüm feminist kadınları saat 19.30'da Galatasaray’a bekliyoruz. İstanbul Feminist Kolektif

2012

Basın Açıklaması

Daxuyanîya Çapemenîyê ya Sala 2012’an Em jin in, ne malbat in; em di serhildana femînîst de ne! Ji 8’ê Adara borî û vir ve, polîtîkayên li ser esasa malbatê ku jin têde tên çewisandin, îstîsmarkirin û rastî tundiyê tên, xurttir bûn. Polîtîka, pêkanîn û axaftinên ku jin ji bo malbatê tên fedakirin, xurttir bûne û hîn jî xurttir dibin. Nîşana vê ya herî berbiçav jî, di serdema dawî ya desthilatdarîya AKP'ê de hilweşandina Wezareta Jinan û avakirina Wezareta Malbatê ye. Zagona ku qaşo ji bo xurtkirin û parastina jinan li hemberî şîdeta mêran û herî zêde jî tundîya mêran a di nava malbatê de hatîye amadekirin, di 8'ê Adarê de li TBMM'ê hat qebûlkirin, dîsa di bin navê "parastina malbatê" de hat derxistin. Di vê pêvajoyê de em rêxistinên jinan, bi desthilatdarîya AKP’ê ya ku defakto wekhevîya jin û mêr nas nake, ketin nava têkoşîneke bêdawî. Dema ku her roj 3 jin dihatin kuştin û em jin her roj li dijî tundîya mêran têdikoşîyan, li wê roja ku pêşnûme li Meclîsê dihat nîqaşkirin, meclîs hema bêje vik û vala bû, vê yekê jî vîna dewletê ya têkoşînê li dijî tundiyê nîşan dida. Di vê xalê de, her çend qanûn di derbarê pêşîgirtina li şîdeta mêran de hin rêziknameyên erênî bihewîne jî, di warê bihêzkirina jinên rastî şîdetê de û bidestxistina mafên civakî de nezelalîyên girîng bi xwe re tîne. Ji ber ku hikûmeta AKP’ê bi bihêzkirina jinan re eleqedar nabe, lê hewl dide wan mehkûmî malbatê bike. Modela perwerdehîyê ya ku di dema dawîyê de anîne rojevê çi ye, ne berhema têgihiştinek e ku keçan mecbûr û mehkûmê malbatê dike ? Em behsa kîjan malbatê dikin? Behsa wê malbatê ku ku me jinan wek hevjînên baş/dayîkên fedakar bi cîh dike, berpirsîyarîya lênêrîna zarok, nexweş û kal û pîran dixe stûyê me, ku têda em bi lêdan, tecawiz û gefên kuştinê tên kontrolkirin, leş, ked û zanavê (nasnameya) me tên desteserkirin? Behsa wê malbatê ku têda şîdeta mêran tê nixumandin, meşrû tê qebûlkirin, her tiştê xirab têda tê vêşartin? Êdî hemû jin pê dizanin ku malbat ew “hêlîn” e ku mêr têda şîdet li jinan dikin û keda wan îstîsmar dikin. Keda jinan a bê heqdest ji bo "malbatê" ye. Dema ku bi mûçe bixebitin jî, mehkûmî karê kêm-maeş û nerm dibin, ev jî dîsa ji bo parastina “malbatê” ye ku jin bê navber erka xwe ya di malbatê de bidomîne. Fermana Serokwezîr a ji bo jinan a ku digot “3 zarokan bînin”, ji bo berdewamîya malbatê ye ku jin erkên xwe yên pîroz ên dayiktiyê di nava malbatê de bidomînin. Qebulnekirina Wezîrê Malbatê ya kesên lezbiyen, bîseksuel û transgender jî ji bo wê yekê ye ku "nirxên malbatê" neyên hejandin. Hewriha ev yek jî ji bo malbateyê ku bi hincetên weke dirêjnekirina şorşejê, her dem çêkirina makarna, bêyî destûra hevserê xwe çûna cem diya xwe û kincên teng li xwe kirinê her roj 3 jin tên kuştin. Edaleta mêrsalar; di dozên destavêtinê de beyana jina ku tecawiz lê hatiye kirin esas nagire, di heman demê jî de li malbata wê dikole, di destavêtinê de li “rizayetîyê” digere, jinên mexdûr dide ber pirsan û wan didarizîne. Edaleta mêrsalar, cezaya kujêrên jinên telaqxwaz an jî îsyankar di bin navê tehrîka neheq an jî qutkirina mêranî de kêmtir dike. Tesbîtkirina polîtîkayên dewletê li gorî malbatê û paqijkirina peyva jinê ji belgeyên nivîskî ne tesaduf e, bingeha pergala we ya serdest a mêrsalar e. Em feraseta ku jinan weke ferd nahesibîne û mehkûmî malbatê dike, qebûl nakin! Em dizanin ku heta ku em di jîyana xwe de, jin jî di nava malbatê de girtî bin, ev pergala malbatê neyê rexnekirin, heta ku ev şêwaza malbatê ya heteroseksîst berdewam be ku hewl dide jinan bi zilaman ve girêbide, şîdeta mêran di jîyana me de ji holê ranebe. Zîhnîyeta we ya ku wekhevîya jin û mêr qebûl nake û polîtîkayên we yên malbatê yên ku heteroseksîzmê xurt dike, her roj dibe sedema kuştina 3 jinan û berdewamîya kuştina transan. Em serî hildidin! Kuştina jinan siyasî ye! Kuştina transan siyasî ye! Em hemû şahid in ku jinên Kurd ên ku du caran bûne mexdûrên şerê ku bi salan e li ser vê axê diqewime û mexdûrên feraseta li dijî aştîyê ne, yek bi yek di zindanan de ne. Jin ji ber ku beşdarî rêxistina 8'ê Adarê bûne, ders dane, fikirîne, fikrên xwe anîne ziman û tenê ji ber ku Kurd in hatine girtin û hîn jî tên girtin. Em femînîst dixwazin ku ev nêçîra hevalan di zûtirîn dem de raweste, hevalên me bên berdan û em li dijî girtinên keyfî serî hildidin. Serhildana me ji bo rizgarîya me ye. Serhildana me ji bo wê yekê ye ku em keda xwe ya bêheqdest a li malê ji holê rakin û dema ku bi meaş û mûçeyên bêmeaş dixebitin, neyên îstîsmarkirin. Serhildana me li dijî şîdeta mêran e, li dijî darazê ye ku di destavêtinê de li "rizayetîyê" û di kuştinê de li "teşwîq"ê digere. Serhildana me li dijî wan e ku nikarin ji me re bibêjin “jin”, lê dibêjin keçik, pîrek, xanim, afret, hermet, dayîk, dapîr, xwişk, malbat, eyal, keçên me, hermetên me û bi vî awayî me di van nasnameyan de dixin zindanê. Serhildana me li dijî wan kesan e ku leşê me kontrol dikin û hewl didin ku zayendîya me bi mejîyê mêran sînordar bikin. Serhildana me li dijî wê yekê ye ku piştî erdhêjê dema ku me hewl dida jiyana xwe ya piştî karesatê ji nû ve ava bikin, em bi zêdebûna tacîz, destavêtin û şîdeta mêran re têdikoşîyan. Serhildana me li dijî şer û operasyonan e. Em malbata we ya ku li ser pergala mêrsalarî û heteroseksîzmê hatîye avakirin qebûl nakin û herwiha qebul nakin ku hûn ji bo xurtkirina vê malbatê jiyana me dorpêç bikin. Em 8'ê Adarê weke roja ku jin bi hev re serî hildidin, pîroz dikin. Bijî hevgirtina jinan! Bijî hevgirtina femînîst! Kolektîfa Femînîst a Stenbolê 8’ê Adara 2012’an

2012 Yılı Basın Açıklaması Aile değil kadınız; feminist isyandayız! Geçen 8 Mart’tan bu yana kadınların ezildiği, sömürüldüğü, şiddete uğradığı aile temelli politikalar aldı başını yürüdü. Kadınların aile için feda edildiği politikalar, uygulamalar ve söylemler güçlendi, güçlendirilmeye de devam ediliyor. Bunun en somut göstergesi AKP iktidarının son döneminde, Kadın Bakanlığı'nın kaldırılıp yerine Aile Bakanlığı'nın kurulması oldu. TBMM’de bugün 8 Mart’ta kabul edilen kadınları erkek şiddetine ve en çok aile içindeki erkek şiddetine karşı güçlendirmek ve korumak için hazırlandığı söylenen yasa yine “aileyi koruma” adıyla çıkarıldı. Biz kadın örgütleri bu süreçte, kadın erkek fiili eşitliğini tanımayan AKP iktidarı ile bitmek bilmeyen bir mücadele içine itildik. Her gün 3 kadının öldürülürken, biz kadınlar erkek şiddetine karşı her gün mücadele ederken yasa tasarısının TBMM`de tartışıldığı gün, meclisin neredeyse bomboş olması, şiddetle mücadelede devletin iradesini ortaya koymuştur. Gelinen noktada yasa, erkek şiddetinin önlenmesine ilişkin kimi olumlu düzenlemeler içerirken şiddet gören kadının güçlenmesi ve sosyal haklar elde etmesi anlamında önemli belirsizlikler getiriyor. Çünkü AKP hükümeti, kadının güçlenmesi ile ilgilenmiyor, onları aileye mahkum etmeye çalışıyor. En son gündeme taşıdıkları eğitim modeli, kız çocuklarını aileye mecbur, mahkum eden bir anlayışın ürünü değil de nedir? Hangi aileden bahsediyoruz? Kadınları, iyi eş/ fedakar anne olarak konumlandıran, çocuk, hasta, yaşlı bakımının sorumluluğunu bizlere yükleyen dayakla, tecavüzle ve ölüm tehditleriyle denetim altına alındığımız, emeğimize, bedenimize, kimliğimize el konulan aileden mi? Erkek şiddetinin örtbas edildiği, meşru kabul edildiği, kol kırılınca aile içinde kaldığı, aileden mi? Aile kurumunun erkeğin kadına şiddet uyguladığı, emeğini sömürdüğü “yuva” olduğunu artık bütün kadınlar biliyor. Kadınların karşılıksız emekleri "aile" için, Ücretli çalıştıklarında düşük ücretli, esnek çalışmaya mahkum olması da "aile"nin korunması, kadının aile içindeki görevini aksatmadan sürdürmesi için, Başbakan’ın kadınlara 3 çocuk doğurmasını buyurması da ailenin devamlılığı ve kadının aile içindeki kutsal annelik görevlerini sürdürmesi için, Aile Bakanı’nın lezbiyen, biseksüel ve transları meşru kabul etmemesi de “aile değerlerinin” sarsılmaması için, Her gün 3 kadının tuzluk uzatmadığı, sürekli makarna yaptığı, kocasından izin almadan annesine gittiği, tayt giydiği gibi gerekçelerle öldürülmesi de aile için. Erkek adalet tecavüz davalarında tecavüz gören kadının beyanını esas kabul etmediği gibi kadının aile yapısını araştırıyor, tecavüzde “rıza” arayarak mağdur kadınları sorguluyor, yargılıyor. Boşanmak istediği, itaat etmediği için öldürülen kadınların katillerine aile adına erkeklik indirimi yani haksız tahrik indirimi uyguluyor. Devlet politikalarının aileye göre belirlenmesi ve yazılı belgelerden kadın kelimesinin silinmesi tesadüfi değil, erkek egemen sisteminizin temeli. Kadınları birey olarak almayan aileye mahkum eden anlayışı kabullenmiyoruz! Bizler kendi hayatlarımızdan, kadınlar aile içine hapsoldukça, bu aile yapısı sorgulanmadıkça, kadını erkeğe bağımlı kılmaya çalışan bu heteroseksist aile biçimi sürdükçe erkek şiddetinin hayatlarımızdan gitmeyeceğini biliyoruz. Kadın erkek eşitliğini kabul etmeyen zihniyetiniz ve heteroseksizmi güçlendiren aile politikalarınız her gün 3 kadının öldürülmesine ve trans cinayetlerinin artarak devam etmesine neden oluyor. İsyan ediyoruz! Kadın cinayetleri politiktir! Trans cinayetleri politiktir! Bu topraklarda yıllardır süren savaşın, barışa karşı olan anlayışın, iki kat mağduru Kürt kadınların teker teker hapse atıldığına hepimiz şahitiz. 8 Mart organizasyonuna katıldığı, ders verdiği, düşündüğü, düşüncesini ifade ettiği için ya da sadece Kürt olduğu için kadınlar tutuklandılar ve tutuklanmaya devam ediyorlar. Biz feministler bu cadı avının bir an önce durmasını, arkadaşlarımızın serbest kalmasını istiyoruz ve keyfi tutuklamalara isyan ediyoruz. İsyanımız kurtuluşumuz için, Ev içinde karşılıksız emeğimizin ortadan kaldırılması için, ücretli-ücretsiz çalışırken sömürülmemek için, İsyanımız erkek şiddetine, tecavüzde ‘rıza’, cinayette ‘tahrik’ arayan yargıya, İsyanımız kadın diyemeyenlere, bizlere karı, hanım, bayan, eş, anne, analarımız, nine, abla, kızkardeş, hatun, aile, kızlarımız, kadınlarımız diye seslenenlere, bizi bu kimliklerine hapsedenlere, İsyanımız bedenimiz üzerinde denetim kuranlara, cinselliğimizi erkek kafalarıyla sınırlandırmaya çalışanlara, İsyanımız depremin mağduruyken felaket sonrasında hayatlarımızı yeni baştan kurmaya çalışırken artan taciz, tecavüz ve erkek şiddeti ile de mücadele etmek zorunda kalmamıza, İsyanımız savaşa, operasyonlara. Patriyarkal sistem ve heteroseksizmden temellenen ailenizi, bu aileyi güçlendirmek adına hayatlarımızı kuşatmanızı kabul etmiyoruz. 8 Mart’ı kadınların dayanıştığı, isyan ettiği gün olarak selamlıyoruz. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın feminist dayanışma! İstanbul Feminist Kolektif 8 Mart 2012

2012

Sloganlar

2012 Yılı Slogan Listesi Erkek, devlet, yargı tecavüz(cün)ün ortağı Yargı tacizciyi kollama suça ortak olma Meclis uyuyor erkek kadını öldürüyor Kadını değil tacizciyi/erkeği teşhir et Devlet kadınla uğraşma, erkeklerini bağla Devlet kadınla uğraşma, tecavüze/tacize seyirci kalma Kadınlar sokağa dayanışmaya Ev işini bırak dünya dursun Erkeklerden alacaklıyız Erkekler evlere çocuk bakmaya Erkekler evlere yemek yapmaya Erkekler evlere ütü yapmaya Görünmeyen emek sesini yükselt Yaşasın feminist mücadelemiz Öldüren sevgi istemiyoruz Seven erkek çocuk bakmalı Seven erkek yemek yapmalı Eşitlik olmadan sevgi yalan Aile değil kadınız Barış için ısrar ısrar ediyoruz Erkek vuruyor, yargı erkeği koruyor Tacizde tecavüzde kadının beyanı esastır Genel ahlak kimin ahlakı? Ar değiliz, zar değiliz, mal değiliz. Feministiz biz feministiz. Emeğimiz bedenimiz kimliğimiz bizimdir Şiddete, tacize, tecavüze son Gözaltında tacize tecavüze son Bağır herkes duysun erkek şiddeti son bulsun Erkek vuruyor Devlet (erkekleri) koruyor Devlet elini bedenimden çek Kimsenin namusu olmayacağız Kimsenin namusu d e ğ i l i z Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz Sığınaksız bir dünya kuracağız Kurtuluşumuz için örgütlü mücadeleye Yaşasın kadın dayanışması Yaşasın örgütlü mücadelemiz Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa Gelsin koca, gelsin paşa, gelsin devlet gelsin cop İnadına isyan inadına isyan.. inadına özgürlük Militarizme hayır Milliyetçiliğe hayır İşgale hayır Dinci muhafazakarlığa hayır Kapitalizme hayır Patriarkaya hayır Yaşasın örgütlü mücadelemiz Erkek, devlet şiddetine son Kadınlar savaş istemiyor Jin jiyan azadi Biji biratiye gelan Erkek adalet değil gerçek adalet Evde kadınlara şiddete hayır Sokakta kadınlara şiddete hayır Gözaltında kadınlara şiddete hayır İşyerinde kadınlara şiddete Cezaevinde kadınlara şiddete hayır Şiddete karşı artık örgütlü Erkek devlet şiddetine karşı kadınlar taraf olmalı Her gün şiddet her gün cinayet Şiddete karşı kadın dayanışması Haksız tahrik indirimi yapılmasın Cinayet cezası artırılsın Eski-yeni nikahlı-nikahsız koca cinayetleri son bulsun

2012

Tartışma

2012 Yılı İstanbul Feminist Kolektif Mektubu Geçen sene 8 Mart gece yürüyüşünde açılan “ben feminizmin trans olanını sevdim” ve “am benim elletirim, bağ benim belletirim” dövizleri eylem esnasında çeşitli gerginliklere yol açmış, kadınlar arasında tatsız tartışmalar yaşanmıştı. Yürüyüş sonrası farklı feminist ve lbt gruplardan katılımla yaptığımız değerlendirme toplantılarında yürüyüş esnasında açılan dövizlere yönelik müdahale biçiminin yanlış olduğu konusunda ortaklaşılmıştı. Ayrıca bu tip gerilimlerin azalmasının birbirimizle ilişkilenmekle bağını kurarak organizasyonu birlikte yapmanın önemi konusunda da hemfikir olmuştuk. Yaşanan olayları ve müdahale biçimlerini doğru bulmadığımızı ifade etmek, 8 Mart Gece Yürüyüşlerini bundan sonra birlikte örgütleyebilmek, eylem alanında feministler arası iletişim ve on yıllık bir geçmişe dayanan yürüyüşün prensiplerinin bir kez daha üzerinden geçmek üzere bir metin yazalım demiştik. Yapılan iki toplantı sonrasında metin yazılamadı ama yine de bu toplantıları olumlu bir adım olarak değerlendirdik. Farklı feminizmlerin bir araya gelmesini önemsediğimizi vurguladık. Bu sene 8 Mart öncesi ise İstanbul Feminist Kolektif toplantılarında alınan kararla bu iletişimi sürdürmek ve geçen sene yaşananların tekrarlanmaması için yapılan bir çağrıyla SFK, Mor Çatı, Amargi, Lambda, İllet, Voltrans ve bağımsız feministlerin katılımıyla iki toplantı yaptık. Bu toplantılarda geçen sene yaşananların paylaşılmasının yanı sıra dövizlerin içerikleri ve farklı feminist politikalardan da söz ettik. Belirli konular etrafında bir araya gelmek üzere bu toplantıları sürekli yapmaya karar verdik. İlki transfeminizm konusunda atölye/panel olsun dedik. Toplantıda ayrıca daha önceki yürüyüşlerde kendilerinin erkek sanılıp yürüyüşten çıkarılmasına tepkilerini belirten trans arkadaşların bu yürüyüşte de aynı şeyi yaşamaması için lbt gruplardan feminist arkadaşların da eylemde görevli olmasına karar verdik. Gece yürüyüşünün organizasyon toplantılarına feminist sanatçılar, Amargi, Mor Çatı, Lambda ve SFK katıldı. Lambda’dan tek bir kişinin katılması sebebiyle hem eylem komitesinin belirlenmesi hem de yürüyüşün esas gündemi, öne çıkarmak istediğimiz konular, ana pankartın sözü, açıklama metninin yazılması gibi yürüyüş hazırlıklarını birlikte yapma hedefimizi gerçekleştiremedik. Eylem alanında müdahale, görevler, yürüyüşün mutabakatları da bu toplantılarda konuşuldu, lbt gruplardan tek kişi olması sebebiyle bunu da ortaklaşa konuşmayı beceremedik. Birlikte hazırlamayı önemsediğimiz döviz, pankart, stencil vb yapımında da durum değişmedi. Gece yürüyüşü çok kalabalık ve coşkuluydu. Yürüyüş esnasında geçen senekine benzer gerginliklerin yaşanmaması birlikte yol aldığımızın göstergesiydi. Bu sene açılan “transfeministler burada” dövizi yürüyüş öncesi toplantılardaki görüş farklılıkları nedeniyle (kimilerimiz feminizm içi ayrım olması sebebiyle bu yürüyüşün mutabakatına ters bulurken kimilerimiz de transfeminizme pozitif ayrımcılık uygulanması gerektiğini söylüyordu) bağlanmamış bir konuda ısrar edildiği hissini bıraktı. Bunun yanı sıra 8 Mart Mitingi’nde geçen seneki dövizin üstü kapatılmış bir şekilde “am benim dilletirim bağ benim belletirim” dövizinin taşınması da bir araya gelmeyi ve birlikte politika yapmayı önemsediğimizi gösteren bunca çağrı ve toplantıdan sonra şaşırtıcı bulundu. Feminist hareketin politikalarının, mücadelesini, gündemlerinin ve emeğinin bu yürüyüşlere yansıdığını düşünürsek, İFK olarak, 8 Mart 2012 sonrasında farklı feminizmleri içererek kolektif bir biçimde örgütlemeyi hedeflediğimiz bu yürüyüşte yaşadığımız bu gelişmelerden dolayı üzgün olduğumuzu belirtmek istedik.   12 Mart 2012

2012

Haberler

2 haber

Taksim'de Feminist İsyan

9 Mart 2012 Çiçek Tahaoğlu bianet.org

Kadınlar Sokağa Çağırıyor

8 Mart 2012 birgun.net

Podcast

Diğer podcastler

2012 · Çatlak Zemin

Tarihimizden

Tümünü göster Daha az göster

23 Kasım 2012: Kadına yönelik şiddete karşı “Beyaz Kurdele” kokteyli protestosu

Şükran Şakir

  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın erkek şiddetine karşı başlattığı “Beyaz Kurdele” kampanyasının tanıtım kokteyli, İstanbul Feminist Kolektif tarafından protesto edildi. Kokteyle dövizleriyle gelen İFK, yaptığı açıklamada erkek şiddetinin uygulama…

10 Aralık 2012: Dünyanın Çevresinde 24 Saat Feminist Eylem!

Filiz Karakuş

  Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Bileşenleri, dünyadaki birçok ülke ile eş zamanlı olarak “Eşitlik, Adalet, Özgürlük, Dayanışma ve Barış için yürüyoruz” şiarıyla Sakarya caddesinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Dünya Kadın Yürüyüşü…

28 Aralık 2012: Katliamın 1. yılında Roboskili kadınlarla dayanışma

Filiz Karakuş

  Şırnak’ın Uludere ilçesindeki Ortasu/Roboski ve Gülyazı/Bujeh köylerinden, 28’i aynı aileden çoğu çocuk 34 kişi savaş uçaklarının bombardımanıyla 28 Aralık 2011’de öldürüldü. Grupta çocukların da olduğu 38 köylü ve en…

2 Ocak 2012: TBMM’ye Anayasa Kadın Platformu’ndan öneri

Şükran Şakir

Anayasa Kadın Platformu, anayasa çalışmaları kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önerilerini sundu. Platform, tüm karar organlarında kadınların eşit temsilini sağlayan, işyerlerinde her türlü ayrımcılık, cinsel taciz ve mobbinge karşı önlemler…

12 Ocak 2012: Ankara Kadın Platformu’ndan tecavüz çetesinin avukatına protesto

Şükran Şakir

Ocak 2011’de Fethiye’de başlayan ‘toplu tecavüz davası’ sanıklarının avukatı olan Muğla Barosu Başkanı Mustafa İlker Gürkan’ın, Ankara Barosu tarafından Uluslararası Hukuk Kurultayı’ndaki bir oturuma konuşmacı olarak davet edilmesi, Ankara Kadın…

21 Şubat 2012: Ayşe Yılbaş davası yeniden başlıyor!

Filiz Karakuş

Ayşe Yılbaş, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Nöroloji servisinde stajyer doktordu. Ayşe boşanmak istediği eşi Astsubay Kıdemli Çavuş Özmen tarafından 22 Şubat 2008’de staj yaptığı hastanede 12 kurşunla öldürülmüştü. Ayşe Yılbaş’ın davasını…

20 Mart 2012: Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (6284) yürürlüğe girdi

Şükran Şakir

1998 yılında çıkarılan 4320 sayılı yasadan sonra, yaklaşık bir yıl süren çalışmalar sonucunda, yeni bir kadına yönelik erkek şiddetine karşı mücadele yasası yürürlüğe girdi. Farklı platformlarda yer alan kadın örgütleri…

27 Mart 2012: Feminist şair Adrienne Rich hayatını kaybetti

Yeşim Dinçer

16 Mayıs 1929’da doğan Adrienne Rich, 20. yüzyıl Amerikan şiirinin özgün, etkili ve en çok okunan seslerinden biridir. 1960’lı yıllardan itibaren feminist kimliğiyle de öne çıkmıştır. En çok bilinen denemelerinden…

17 Nisan 2012: Feminist aktivist Saadet Arıkan Özkal hayatını kaybetti

Filiz Karakuş

12 Eylül sonrasında Kadın Kültür Evi’nde yaratıcılığıyla, neşesiyle, enerjisiyle feminist harekete çok şey katan Saadet, 12 Eylül öncesi İlerici Kadınlar Derneği’nde aktif olarak çalıştı. İKD’nin Şişli Şube Başkanıydı. Komünist bir…

26 Nisan 2012: Pussy Riot’a özgürlük!

Filiz Karakuş

Pussy Riot adlı feminist punk eylem kolektifinin Rusya’da tutuklanan üç üyesiyle dayanışmak için, lgbti’ler, feministler ve Direnişin Ritimleri İstanbul’daki Rusya konsolosluğu önünde bir eylem düzenledi. İstanbul’daki Rusya Konsolosluğu önünde düzenlenen…

22 Mayıs 2012: Savaş, Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet Konferansı düzenlendi

Şükran Şakir

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu tarafından, Orta Avrupa Üniversitesi (Central European University) ortaklığı ile düzenlenen Savaş, Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet Konferansı, dünyanın dört bir yanından feminist araştırmacı…

27 Mayıs 2012: Başbakan’ın kürtaj açıklamalarına feministlerden sokakta ilk yanıt

Şükran Şakir

Başbakan’ın, “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum”, “Yatıyorsunuz kalkıyorsunuz ‘Uludere’ diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere’dir. Anne karnında bir yavruyu öldürmenin doğumdan sonra öldürmeden ne farkı var, soruyorum sizlere. Bu milleti dünya…

8 Haziran 2012: 22 ilde eşzamanlı eylem: Kürtaj Haktır Karar Kadınların!

Filiz Karakuş

Başbakan Erdoğan, 25 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul’daki Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’nın uygulanmasına ilişkin 2012 Uluslararası Parlamenterler Konferansı’nda “Kürtaj cinayettir” değerlendirmesinde bulundu.  Bir gün sonra AKP Kadın Kolları…

16 Haziran 2012: Dünya Ev İşçileri Günü’nün birinci yılı

Filiz Karakuş

  16 Haziran 2011’de 100. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda “Ev İşçilerine İnsanca İş Sözleşmesi” ILO C189 kabul edilmesiyle ev işçilerinin asgari hakları tanındı. Konferans’ta 16 Haziran tüm dünyada Ev İşçileri Günü…

22 Temmuz 2012: Karakol önünde kadın katli protestosu

Şükran Şakir

Mahmure Karakule, 13 yaşından beri birlikte yaşadığı ve sürekli şiddet gördüğü erkek tarafından iki çocuğunun gözü önünde bıçaklanarak öldürüldü. Polise teslim olan katil, “Beni aldattı, öldürdüm. Pişman değilim” dedi. Daha…

4 Ağustos 2012: THY direnişinin 68. gününde kadınlar dayanışmada!

Filiz Karakuş

Grev yasağına karşı çıktıkları için işten atılan ve iki ayı aşkın süredir direnişte olan Hava-İş üyelerine, 68. gününde kadın örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinden kadınlar da destek verdi. Taksim THY…

16 Ağustos 2012: Güney Afrika’da öldürülen madenciler için kadınlardan protesto

Filiz Karakuş

16 Ağustos 2012 tarihinde Güney Afrika’da, grevci işçilerin üzerine ateş açan polis 34 madenciyi öldürdü. Bu olaydan sonra madencilerin grevi yayıldı, protestolar arttı. Kadınlar da birçok protesto gösterisi düzenlediler. Kadınların…

25 Ağustos 2012: Hebûn LGBT can güvenliği istedi

Filiz Karakuş

Diyarbakır merkezli LGBT örgütü Hebûn, LGBT bireylere yönelik artan şiddet eylemlerine yetkililerin ilgisiz kalmasını eleştirildi. Kendilerini güvende hissetmediklerini ve endişelendiklerini belirten Hebûn LGBT üyeleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır şubesinde…

28 Ağustos 2012: Cinselliğin Diyalektiği’ni yazan Shulamith Firestone hayatını kaybetti

Filiz Karakuş

Cinselliğin Diyalektiği kitabıyla feminist mücadele tarihinin unutulmazları arasına giren Shulamith Firestone 67 yaşında hayatını kaybetti. Shulamith, on yıllardır şizofreni hastasıydı ve tek başına yaşıyordu. Feminist mücadeleden çok erken yaşta uzaklaşmıştı.…

29 Ağustos 2012: Nevin Yıldırım tecavüzcüyü öldürdü

Filiz Karakuş

Nevin Yıldırım 29 Ağustos 2012’de kendisine sürekli tecavüz eden ve bunu rahatça sürdürebilmek için Nevin’i tehdit eden Nurettin’i öldürdü; kesik kafasını bir çuvala koydu ve köy meydanına attı: “Alın işte, namusuma…

27 Eylül 2012: İstanbul’da ulusaşırı kadın yazarlar sempozyumu yapıldı

Suzan Saner

  İstanbul’da Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı tarafından 27 Eylül 2012 tarihinde ‘19. ve 20. Yüzyıl Kadın Yazını Üzerine Ulusaşırı Perspektifler: Türkiye ve Avrupa’ temalı bir sempozyum düzenlendi.…

25 Eylül 2012: İstanbul Kadın Müzesi açıldı

Ecem Öztürk

İstanbul Kadın Müzesi, sosyolog Meral Akkent’in küratörlüğünde 25 Eylül 2012’de, sanal ortamda açıldı. 2670 yılı aşan tarihi boyunca İstanbul’un kültür ve sanat yaşamında yenilikçi ve yol açıcı kadınların biyografilerine odaklanan…

11 Ekim 2012: Dünya Kız Çocukları Günü’nde Türkiye’de Çocuk Gelinlere Hayır Ulusal Platformu kuruldu

Suzan Saner

Birleşmiş Milletler’in 11 Ekim 2012’de aldığı bir kararla her yıl 11 Ekim’de Dünya Kız Çocukları Günü kutlanıyor. Türkiye’de Uçan Süpürge’nin davetiyle bir araya gelen kurumların oluşturduğu ve Sabancı Vakfı Toplumsal…

28 Ekim 2012: Savita Halappanavar kürtaj yasağı nedeniyle hayatını kaybetti

Suzan Saner

31 yaşındaki Hintli diş hekimi Savita Halappanavar İrlanda’da Galway Üniversite Hastanesi’nde kürtaj olmak istedi. Başvurusunun birkaç kez reddedilmesi üzerine yaptığı düşük sonrası gelişen infeksiyon (septisemi) sonucunda 28 Ekim 2012’de yaşamını…

9 Nisan 2012: “Suya karışmak istiyorum” demişti; Meral Okay

Müge Yetener

Meral Okay 20 Kasım 1959’da Ankara’da doğdu. İlkokula Balıkesir’de başladı, liseyi Ankara’da bitirdi. Üniversite eğitimi için Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümüne kaydoldu. Sanat kariyerine başlamadan önce beş yıl devlet…

4 Haziran 2012: Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu oluşturuldu

Filiz Karakuş

Başbakan’ın, “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum”, “Yatıyorsunuz kalkıyorsunuz ‘Uludere’ diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere”dir. Anne karnında bir yavruyu öldürmenin doğumdan sonra öldürmeden ne farkı var, soruyorum sizlere. Bu milleti dünya…

28 Haziran 2012: “Bekaret, Gebelik, Kürtaj fişlenemez”

Filiz Karakuş

Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Gebe Bebek Lohusa İzleme Sistemi’yle (GEBLİZ) gebelik testi yaptıranların izlemeye alınmasına ve sonuçların aile hekimleri aracılığıyla baba ya da kocaya…